Günün Hadisi: 697
İctenibû hâzihil kazûrâtilletî nehellahu teâlâ femen eleme bişey'in felyestür bisetrillâhi vel yetub ilallahi. Feinnehu men yübdi lenâ safhatehu nekum aleyhil kitâballahi.
"Allah'ın nehyetdiği çirkinliklerden kaçınınız. Kim ki muktezâ-i gaflet, nehyolunun şeyin birini irtikâb edip elemlenirse, Allah'ın settar ismine bürünüp onu setretsin, Cenâb-ı Hakka tevbe etsin. İşin safhasına vâkıf olacak olursak, muhakkak kitâbullahı tatbik etmek mecbûriyetindeyiz."
Görülüyor ya.. "Allah'ın bildiğini kuldan ne saklayayım" gibi sözler doğru değildir. Bu hadîs-i şerifin sebeb-i vürûdu şöyledir:
Cenâb-ı Peygamber, gazâya teşriflerinde eshâbın bir kısmını, Medine boş kalmasın diye Medine'de bırakırlardı. Yine böyle Cenâb-ı Peygamber gazâlardan birinde iken Medine'de kalan eshabdan biri nasılsa bir kadınla fenâlıkda bulunuyor. Fakat vücûdunu kaplayan îman ordusu kendisini recmetmeye başlayınca her şey'i terkederek göz yaşlariyle dağlarda dövünmeye başlıyor. Fahr-i Kâiinet, Medine'ye avdet buyurduklarında huzûr-ı risâlete yüz sürerek: "Benim bu âlemde cezâ mı veriniz, benden böyle bir fi'l sâdır olmuşdur" diye ağlıyor.
Ve inneke le'alâ hulûkın azıym
fermân-ı ilâhîsiyle mümtaz kılınan, "Allahlık dâiremde Muhammedimi ben terbiye etdim" nişanını taşıyan Hz. Muhammed (sallâllahü aleyhi ve sellem) cevâben: "Sana vehim ârız olmuş, senden öyle şey sâdır olmaz, haydi git" diyorlar. (Hakıkatde Fahr-i âlem'e her şey ma'lûmdur.)
Başka bir mahalde yine o kimse geliyor: "Aman yâ Resûlâllah bana hudûd-ı ilâhîyi tatbik ediniz, bu bir hakıkatdir."
Resûl-i Ekrem tekrar: "Siz menam hâlinde olan işi yakazada zann ediyorsunuz, gidiniz" buyuruyorlar.
Nihâyet suçlu, suçunu ısrâr ile üç def'a tekrar edince: "O hâlde yarın çukurunuz kazılsın recm olunacaksınız" buyuruyorlar.
Kabâhatli, şehirde durmaya hayâ ediyor, nedâmet yaşlariyle kendini yıkarken Cenâb-ı Cibrîl, taraf-ı ilâhîden Resûl-i Ekrem'e gönderiliyor: "Erhamerrâhımiyn olan Rabbin, onun çok yalvarmasına dayanamadı, deryâ-i rahmeti hurûşa geldi, afvetdi, huzûruna çağırmanı diliyor" dedi.
Cenâb-ı Peygamber: "Bulunuz, çağırınız" diye emir verdiler.
Ve Fahr-i âlem, akşam namazını kıldırırlarken ağlayarak geldi, en son safda durdu, Hz. Resûl "Elhâkümüttekâsürü hattâ zürtümül mekâbir.." sûresini tilâvet buyuruyorlar idi ki namazda rûhunu teslîm etdi.
Namaz edâ edildikten sonra Cenâb-ı Peygamber şöyle buyurdular:
Bu zâtın namaz içerisinde vefâtında büyük bir hikmet vardır. Indallah afvolunmuşdur. Eğer vefât etmeseydi, hâdisenin safhası meydâna çıkdığı içün Kitâbullah ta'tîle uğramaz yine recm muâmelesi yapılırdı. Binaen'aleyh namazda rûhunu teslim edişi ona bir âtıfetdir.
Ve Peygamber Efendimiz, techîz ü tekfînini yapıp, kabre kadar cenâzeyi teşyi' ederlerken, câlib-i dikkat olarak kadem-i seâdetlerinin ucuna basarak yürürlerken, Hz. Ömer: "Yâ Resûlâllah, kadem-i seâdetlerinize veca' mı ârız oldu?" deyince, cevâben: "Hayır, bu zât acîb bir mazhariyyete nâil oldu, Cenâb-ı Hak cenâzesine binlerce melâike-i mukarrebîn gönderdi, incitmeyeyim diye böyle yürüyorum" buyuruyorlar.