Günün Hadisi: 746
Hazret-i Ömer radıyallahü anh buyuruyorlar ki:
"Ensârdan bir komşum ile beraber Benî Ümeyyetibni Zeyd yurdunda oturuyordum. Burası Medîne'nin Avâli denilen semtindedir. Bir şey öğrenmek niyyetiyle Resûlüllah (sallâllahü aleyhi ve sellem)in yanına nevbetleşe inerdik. Bir gün o iner, bir gün ben inerdim. Ben indiğim zaman o gün vahy vs. dâir ne duyarsam haberini komşuma getirirdim. O da öyle yapardı. Ensârî dostum bir def'a nevbetinin gününde indi, dönüşünde kapımı pek şiddetli çalarak, "burada mı?" diye acı
acı sordu, fenâ halde ürkdüm.
O sıralarda Gassânîlerin Medîne'ye hücuma hazırlandıkları ağızlarda dolaşıyordu. Ansızın acaba bir hücuma mı uğranıldı zehâbı hâsıl oldu, yanına çıkdım:
"Çok büyük bir hâdise oldu, Resûlüllah zevcelerini tatlik etdi" dedi.
Ben zâten böyle bir şey olacağını zannedip duruyordum. Hemen sabah namazını kıldım, giyindim, Medîne'ye inerek Hafsa'nın yanına girdim, bakdım ki ağlıyor.
"Resûlüllah sizleri (ya'ni zevecât-ı tâhirâtı) tatlik mi et di?" diye sordum, "bilmiyorum"dedi.
Ondan sonra Resûlüllah (sallâllahü aleyhi ve sellem'in) yanına girdim, ayaküstü durduğum yerden:
"Yâ Resûlâllah, zevcelerinizi tatlik mi etdiniz?" dedim.
"Hayır" buyurdular.
Bunun üzerine ben de "Allahü ekber" demişim.
Hazret-i Ömer'i telâşa düşüren mes'ele: Cenâb-ı Peygamberin, ümmühât-ı mü'minîn hakkında bir ay müddetle görüşmemeye yemin buyurmaları ve bu hâlin eshab arasında talâk zannedilmesiydi.
Bunun da sebebi: Ganîmetin taksîmi ve hava kararınca hâne-i seâdetde her şey'in tesadduk edilmesi idi. Şöyle ki:
Başta Hazret-i Âişe ve Hazret-i Ömer'in kızı Hafsa olmak üzere hep beraber karar verdiler:
"Biz, İslâm'ın çok sıkıntılı günlerini gördük, aylarca evlerimizde bir şey kaynatmadık. İmdi Cenâb-ı Hak ihsan etdi. Biraz da evde bırakmalarım söyliyelim" dediler.
İşte Resûl-i Ekrem'in, sünnet-i seniyyeleri olarak yine ganâimi taksim ederlerken, meta'-ı dünyâya rağbet etmediklerini görünce, Hazret-i Âişe ve Hafsa düşündükleri gibi konuşmaya başladılar, bundan hâtır-ı nebî incindi. Hazret-i Ömer evvelce bu hususu işitdiğinden: "Ben zâten böyle olacağını zannedip duruyordum" buyurdular.
Ey Tâlib!
İmdi ta'bir câizse, Cenâb-ı Hak Habîbi ile zevecât-ı tâhirâtın arasını bulma muâmelesi yapıyor da şu âyet-i kerîmeyi gönderiyor:
Yâ eyyühennebiyyü kül liezvâcike...
"Ey nebiyy-i muhteremim!
Ezvâcına söyle ki: Siz eğer hayât-ı dünyaya, evet dünyanın ziynet ve alâyişine tâlib iseniz; gelin size biraz mal, meta'ı dünya vereyim de tatlılıkla güzellikle sizi bırakıvereyim... Yook eğer Allah'ı, Resûlünü, dâr-ı âhireti istiyorsanız, şübhesiz biliniz ki, Cenâb-ı Hak muhsin olanlarınıza ecr-i azîm hazırlamışdır."
Ve tabiî ezvâc-ı tâhirât Allah'ı, Resûlüllah'ı, dâr-ı âhireti tercih etdiler.