Günün Hadisi: 782
Resûl-i Ekrem Efendimiz buyuruyorlar:
"Cenâb-ı Hak bütün âlemlerden evvel, her şeyden önce Akl'ı hâlk etdi ve ona "otur" diye emretdi, o da hemen oturdu. Sonra "kalk" diye fermân etdi, o da derhal kıyâm etdi, "ikbâl" ile işâret etdi, o da o anda ikbâl etdi. Konuşmasına işâret etdi, akıl da o sâat konuşdu. İşitmesini emr etdi, akıl itâatle işitdi. Bundan sonra akl'a nazarla fermân etdi, akıl nazar etdi. İdrâk ile işâret etdi, akıl hemen her şey'i sür'atle idrâk etdi. İnsiraf ile emretdi, akıl o sâatde hemen munsarif oldu." Bunun üzerine Allahü Teâlâ, hayretdeki akla şöyle hıtâb etdi:
"Izz ü celâl ve azametim hakkı içün ben senden mükerrem ve mahbûb-ı muhterem bir kimse hâlk etmemişdim. Seni zâtım içün hâlketdim. Ben ancak seninle ma'ruf olurum, seninle ma'bûd olurum. Seninle ibâdımı tezyîn ederim, seninle onları tahsîn ederim. Seninle dostlarımı ihyâ ederim seninle muhabbet ve inâyet ederim. Seninle terbiye ve hidâyet ederim. Seninle hıtâb u itâb ederim."
Ey tâlib!
Buradaki akıl'dan murad: Akl-ı küll'dür.
Zîra akıl üç kısımdır:
Akl-ı Maaş. Akl-ı Maad. Akl-ı Küll.
Cenâb-ı Hakkın bu tecelliyat-ı sübhânîsinin keyfiyyeti, bu makama ermeyenler içün meçhuldür.
Yalnız şurası ma'lûmdur ki, akl-ı küll, nûr-ı Muhammedî ve aşk-ı ilâhîdir.
Akıl, kalbde bir nûr'dur. Ya'ni bâtın güneşidir. O güneş, mü'minlerin (gâyesi hak ve hakikat olanların) kalblerinde doğmuşdur.
Evlâd, iyâl. Dost.">Ehl-i hakîkat diyorlar ki:
"Nokta-i kibriyâ-i cihan, durmaksızın her an hurûf-i mürekkebat ve mevâlid ızhârından hâli kalmaz.
İşte nokta-ı hakîkat-i insâniyye de gece ve gündüz dâima izhâr-ı hurûf-i havâtırdan bir lâhza münkatı' kalmaz.
Evet, rûh-ı hayvanî uykuya girdikde, havâs-ı beden muattal kaldıkda, rü'ya gören, işte o noktadır ki; uyku bilmez, muattal kalmaz."