Günün Hadisi: 460
Ehabbü ehli beytî ileyye el'hasenü vel huseynü.
"Evlâd, iyâl. Dost.">Ehl-i Beytim içinde ziyâde sevdiğim, Hasen ve Huseyn'imdir."
Hz. Ömer'in, İran'ın fethi içün gönderdiği ve Cenâb-ı Peygamber'den, Uhud gazâsında: "Bin def'a annem, babam sana feda olsun" diye rütbe ve nişan alan başkumandan Sa'd, İran'ı fethedip Şâh'ın ve yakınlarının binlerce seneden beri toplanan saltanat mallarını ganimet meyanında Hz. Ömer'e gönderdi:
Hz. Ömer de, Sad'ın gönderdiği Kisrâ'nın bu, libâs-ı fâhiresini, tacını, tahtını, cevâhirini, hulâsa servetini nâsın önüne dökerek "metâ-ı dünyanın âkıbetinin bu olduğunu" ve Kisrâ'nın kendine menfaat verebilecek hiçbir şey'i Allah'a takdîm edemediğini anlatan Ömer'ce bir hutbe îrad etdi. Hutbeyi müteâkıb da, "maiyyet-i Muhammediyyede iftihara şâyan hizmeti, fedakârlığı, vefâsı olan ayağa kalksın" diye hüzzâr-ı kirama hitab buyurduklarında, Hz. Ebûbekir Efendimizin mahdumları Abdurrahman (R.A.) ayağa kalkarak: "Benim yâ Emîrel mü'minîn" dediler. "Evet ben, peygambere ilk îmân eden, o uğurda her şey’in feda eden, garda onun maiyyetinde bulunan, canını ona siper eden Ebûbekir'in oğluyum."
Hz. Ömer:
"Doğru söylüyorsun, babanın fazlı bundan da ziyadedir" dedikden sonra, kendisine bir hil'at-i fâhire ile on bin dirhem verilmesini emretdiler.
Ve tekrar:
«Kıyâm eden yok mudur?" diye sorduklarında bu def'a sâhib-i hayâ u îman, cennetmekân Osman Efendimiz ayağa kalkarak:
"Ben orduy-ı hümâyun-ı risâleti en zor zamanda techiz etdim, Kitâbullahı iki rek'atda hatmetdim. (Bu cümle: "Kur'an-sıfat oldum, kendimi Kur'an'da boşaltdım da mi'râcımı namazda tam yapdım" ma'nâsınadır ki, bu gibi namaz kılanlar "İyyâke na'büdü ve iyyâke nesta'ıyn" dedikleri zaman Cenâb-ı Hak tenezzülât-ı sübhânîsiyle tenezzül ederek "Lebbeyk" der. Ya'ni: "Kulum ne istiyorsun? İstediğine hazırım." İşte Hz. Osman burayı işaret ediyor.) Peygamberin iki kızını aldım."
Hz. Ömer, onun da söylediklerini tasdik etdikden sonra, on bin dinar da ona verilmesini emretdi.
Bundan sonra da yine:
"Şimdi kim kalkacak?" diye sözünü tekrar ederken Hz. Hasen ile Hz. Hüseyn Efendilerimizin mübârek yüzlerine bakıyordu.
Nihayet:
"Ey benim habiblerim! Siz mevcûdatın seyyidlerisiniz. İftihar u şân u şeref sizindir. Sizler kâinatın kalbisiniz. Sizin iftihârınızı hangi şey te'hir ettiriyor? Siz Resûlüllah'ın hafidleri değil misiniz? Evet siz, taraf-ı ilâhîden kendisine arşda makam verilmiş olan Hz. Fâtıme'nin çocukları değil misiniz? Babanız seyfullahül meslûl değil midir? Kur'an sizin evinizde nazil olmamış mıdır? Ya'ni sizin kalbleriniz meânî-i Kur'an mahfazası değil midir? Resûlüllah'ın abâsı altında toplandığınız vakit altı'ncınız Cibrîl değil mi idi?" diyerek her ikisine yirmi beşer bin dirhem verilmesini rica etdi.
Hz. Ali de, emîrel mü'minîn'in bu Ömer'ce muamelesinden çok memnûn olup: Yâ Ömer! Evlâd, iyâl. Dost.">Ehl-i Beyti senin gibi kim anlar ve medh ü senâ edebilir?" buyurdular.