CUMANIZI TEBRİK EDERİZ.

Günün Hadisi: 696

İnnallahe yefrahu bitevbeti abdihil mü'min.
"Cenâb-ı Hak, muhakkak mü'min kulunun tevbesinden memnûn olur."
Dikkat ediyorsanız: Hakkın ne büyük lûtufları vardır. Bir taraftan kabahatleri dolayısiyle kullarını dergâh-ı izzetinden uzaklaştırırken, diğer tarafdan merhamet-i ilâhîsiyle sıkışdırıp avlar.
Sebekat rahmetî alâ gadabî.
Rahmet-i ilâhisi gadab-ı ilâhisini sebketmişdir. Yalnız ye­ter ki insan tamamiyle bağlansın. Âyet-i celîlede: İnnemettevbetü alâllahi lilleziyne ya'melûnes sû'e bicehâletin.. buyuruluyor: "Kulun tevbesi ancak şunlar içündür ki: Bilmeyerek bir fenalık yapar, hemen akabinde Hak nâmına nâdim olup rücu' eder, tevbe eder."

Bu makam: Mü'minlerin avâm gürûhuna ve ervâh-ı ezel­de üçüncü sınıfda bulunan fâsıkların havassına âitdir.

Bir de fâsıkların avâm kısmının tevbesi vardır ki, bu tevbe altı nevi'dir:
1- Geçmiş günahlara nedâmet.
2- Günah işlemeyi derhal terkederek işlememekte sebat göstermek.
3- Zulmünden dönüp mazlûmuyla helâllaşmak.
4- Geçmiş namazları tamamen kazâ etmek.
5- Mâsıyet zamânında nefse verdiği lezzetler yerine tâat-ı Hakda devam edip nefse ezâ vermek.
6- Seher zamanlarında ağlamak. (Zîra göz yaşı insânın ma'nevî kirlerini yıkayan bir sudur.)

Bir de kâfirlerin tevbesi vardır ki: Bu da ancak îman ve İslâmı kabul iledir. Zîra Allah'ın kulunda hakkı vardır. Kul, kulluğunu bilecek, Mevlâsını ma'bûdiyyetle tanıyıp teabbüd edecek.
Nihayet havâssın tevbesi vardır ki ikiye ayrılır:

Birinci kısım: Hassü'l-havâs olan, ervâh-ı ezelde birinci safda bulunan enbiyâ ve evliyâ sınıfı ki, bunların tevbesi: Kalbe zikr-i Hakdan mâadâ bir şey'in aksetmesi hâlinde olur. Zuhur, tecellî yeri. İlâhî zuhur ve tecellînin vâki' olduğu, göründüğü yer.">Mazhar-ı kâinat efendimiz bu makâma şu hadîs-i şerîfle işaret buyurmuşlardır ki bu hadîs-i şerîf bizleri çok büyük in­tibâha da'vet eder:

İnnehu leyügânü alâ kalbî hattâ estağfîrullahe fil yev­mi seb'ıyne merreten.
"Ba'zan kalbime jenk ârız olur ve bunun içün her gün yet­miş defa istiğfar ederim."

İmdi, dikkat ediniz, istiğfâr-ı nebînin hakikatini anlayınız:
Hakkın âyinesi olan Hz. Resûlüllah'ın kalblerinin jenkdâr olması; eshâbının ba'zan dünya işleri ve sâir gâilelerle meşgul olan kulûb-ı şeriflerinden kalb-i Muhammediyyeye akseden tozdan, karartıdan kinâyedir ki bu tevbe doğrudan doğruya bizlere ta'lim ve tavsıyedir.

İkinci kısım: Ervâh-ı ezelde ikinci safda bulunan avâm-ı evliyâ ve havass-ı mü'minînin tevbeleri olup; umûr-ı dünyaya aid ba'zan ârız olan hatırlamalar ve vesveselerden tevbedir. Hulâsa, tevbe îman binasının arsasıdır, zât-ı kibriyâya gidecek kapının anahtarıdır.